AKP ÜZERİNDEN İSLAMCILIK DÖVÜLÜYOR!Son yıllarda, AKP iktidarı İslamcılığa nispet edilerek, hem Türk solundan hem Kürt solundan hem de bir kısım İslamcılar tarafından İslamcılık dövülüyor.
AKP politikalarının ne olup olmadığı tartışılmadan, tartışmaya açılmadan İslamcılığa vurulması bir haksızlık olarak ortadadır.
Kimi İslamcıların İslamcılığı AKP pratikleri üzerinden okumaları, değerlendirmeleri de bu haksızlığı daha da içinden çıkılmaz hale getirdi, getiriyor.
İslamcılık/İslamcılar tartışılmalı mı elbette tartışılmalı. Lakin önce İslamcılık nedir ne değildir, tarihte ve günümüzde kimler tarafından savunulmuş, savunuluyor onu ortaya koymak lazım. AKP İslamcı politikalar mı savunuyor, uyguluyor buna bakmak lazım. Aksi takdirde yanlış mecralarda, yanlış siyasal akımlar ve kişiler üzerinden İslamcılık ve dahi Müslümanlık dövülerek toplumu yanlış bilgi, fikir ve bir kesime karşı kinle donatmaktan başka bir şeye hizmet etmiş olmazsınız..
İslamcılık; 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde ortaya çıkan dini/siyasi ideolojidir. 19. yüzyılın ikinci yarısında özellikle II. Abdülhamid döneminde, dönemin Osmancılık ve Türkçülük gibi siyasi akımlarına karşı; Müslümanlar arasında birlik sağlayarak sömürgeciliğe karşı koymayı amaçlayan siyaset ve ideoloji için kullanılan bir tabirdir İslamcılık..
19. yüzyılda söz konusu düşünce akımlarının öncüleri olarak; Cemaleddin Efgânî, Muhammed Abduh, Tunuslu Hayreddin Paşa, Emir Şekip Arslan, Said Halim Paşa, Bediüzzaman Said Nursi, Eşref Edib ve İstiklal Marşı şairi ve düşünürümüz Mehmet Akif Ersoy gibi dönemin fikir ve siyaset adamları ön plana çıkmıştır..
AKP’nin ne 2001 kuruluş bildirgesinde ne de çeyrek asra yaklaşan iktidar sürecinde İslamcılık söylemi ve izleri yoktur. Kuruluş aşamasından itibaren bu bağlamdaki soruları ve ithamları başta Abdullah Gül tarafından her defasında reddedilmiştir. Ancak kuruluşundan bu güne içinde islamcıların da yer aldığı bir siyasi parti olarak tanımlamak en doğrusudur.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana kimi zaman liberal demokrat takılmış, kimi zaman Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü kuruntusunu merkeze almış, kimi zaman Kadir Mısıroğlu’nun Osmanlıcılık fikrini rehber edinmiş, kimi zaman muhafazakarlık üzerinden otoriter bir siyaset üretmiştir. Düz ve istikrarlı bir çizgisi olmamıştır. İslamcılık iddiası ise hiç olmamıştır.
İslamcılığın en temel umdeleri arasında olan adalet ve ahlak ilkesinden uzak düşmüş, adalet ve ahlak ilkelerini fütursuzca çiğnemekte bir beis görmemiştir. Yola çıktıkları “yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar”la mücadelede geldikleri noktada 3Y’yide kapsayan adalet ve ahlak temelinde çürümüştür.
Bir siyasal düşünceyi veya siyasi hareketi, iktidar/egemen olmadan, sınamadan eleştirmek, itham etmek kesinlikte doğru/dürüst bir yaklaşım değildir. İslamcılık da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Bir başka tez de şudur: istisnalar bir yana, çıkılan yol farklı yolun sonu farklı oluyor. Yola çıkan kişi ile yolun sonundaki kişi de farklı oluyor. Bu tezi salt siyasi hareketler veya kişilerle sınırlandırmaktan ziyade dinlere de teşmil etmek mümkün.
Konuyla alakalı örneklendirmeyi soldan yapalım: Rusya Devlet Başkanı Putin daha dün sol/sosyalist bir imparatorluğun önemli bir figürüydü. Bugün totaliter rejim kurmuş bir lider konumundadır. Haydar Aliyev, Azerbaycan Kominist Partisi Merkezi Komitesi Genel Sekreteri ve SSCB Kominst Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu üyeliğinden Azerbaycan’da diktatörlük rejimi inşa etti. Afrika’da, dünyanın farklı coğrafyalarında bunun onlarca örnekleri, yaşanmışlıkları mevcut.
Bugün bunlara bakarak sol/sosyalist eleştirisi yapmak ne kadar doğrudur. Solcular böyle yaptı diye solculuk mahkum edilebilir mi?! Edilemez, edilmesi doğru bir yaklaşım ol(a)maz.
İslamcı olmadığını iddia eden AKP’nin kuruluş aşamasında veya sonrasında yer almış (çoğu bulunduğu yerin rengini aldı) İslamcılardan hareketle de İslamcılığın ve bağlamında Müslümanlığın dövülmesi de doğru/dürüst bir yaklaşım olamaz.
İslamcılar, solcular öyle olabilir; İslamcılık ve sol/sosyalistlik öyle değildir..
Hülasa, İslamcılık iddiası olmayan, İslamcı bir programları olmadığını kuruluşundan bu yana her defasında vurgulamış bir siyasal parti/iktidar üzerinden; İslamcı olarak nitelendirilip İslamcılığın/Müslümanların dövülmesi etik değildir.
Bu anlayış farklı ideolojiler/siyasal ve dini öğretiler/düşünceler için de geçerlidir!.
AKP politikalarının ne olup olmadığı tartışılmadan, tartışmaya açılmadan İslamcılığa vurulması bir haksızlık olarak ortadadır.
Kimi İslamcıların İslamcılığı AKP pratikleri üzerinden okumaları, değerlendirmeleri de bu haksızlığı daha da içinden çıkılmaz hale getirdi, getiriyor.
İslamcılık/İslamcılar tartışılmalı mı elbette tartışılmalı. Lakin önce İslamcılık nedir ne değildir, tarihte ve günümüzde kimler tarafından savunulmuş, savunuluyor onu ortaya koymak lazım. AKP İslamcı politikalar mı savunuyor, uyguluyor buna bakmak lazım. Aksi takdirde yanlış mecralarda, yanlış siyasal akımlar ve kişiler üzerinden İslamcılık ve dahi Müslümanlık dövülerek toplumu yanlış bilgi, fikir ve bir kesime karşı kinle donatmaktan başka bir şeye hizmet etmiş olmazsınız..
İslamcılık; 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde ortaya çıkan dini/siyasi ideolojidir. 19. yüzyılın ikinci yarısında özellikle II. Abdülhamid döneminde, dönemin Osmancılık ve Türkçülük gibi siyasi akımlarına karşı; Müslümanlar arasında birlik sağlayarak sömürgeciliğe karşı koymayı amaçlayan siyaset ve ideoloji için kullanılan bir tabirdir İslamcılık..
19. yüzyılda söz konusu düşünce akımlarının öncüleri olarak; Cemaleddin Efgânî, Muhammed Abduh, Tunuslu Hayreddin Paşa, Emir Şekip Arslan, Said Halim Paşa, Bediüzzaman Said Nursi, Eşref Edib ve İstiklal Marşı şairi ve düşünürümüz Mehmet Akif Ersoy gibi dönemin fikir ve siyaset adamları ön plana çıkmıştır..
AKP’nin ne 2001 kuruluş bildirgesinde ne de çeyrek asra yaklaşan iktidar sürecinde İslamcılık söylemi ve izleri yoktur. Kuruluş aşamasından itibaren bu bağlamdaki soruları ve ithamları başta Abdullah Gül tarafından her defasında reddedilmiştir. Ancak kuruluşundan bu güne içinde islamcıların da yer aldığı bir siyasi parti olarak tanımlamak en doğrusudur.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana kimi zaman liberal demokrat takılmış, kimi zaman Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü kuruntusunu merkeze almış, kimi zaman Kadir Mısıroğlu’nun Osmanlıcılık fikrini rehber edinmiş, kimi zaman muhafazakarlık üzerinden otoriter bir siyaset üretmiştir. Düz ve istikrarlı bir çizgisi olmamıştır. İslamcılık iddiası ise hiç olmamıştır.
İslamcılığın en temel umdeleri arasında olan adalet ve ahlak ilkesinden uzak düşmüş, adalet ve ahlak ilkelerini fütursuzca çiğnemekte bir beis görmemiştir. Yola çıktıkları “yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar”la mücadelede geldikleri noktada 3Y’yide kapsayan adalet ve ahlak temelinde çürümüştür.
Bir siyasal düşünceyi veya siyasi hareketi, iktidar/egemen olmadan, sınamadan eleştirmek, itham etmek kesinlikte doğru/dürüst bir yaklaşım değildir. İslamcılık da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Bir başka tez de şudur: istisnalar bir yana, çıkılan yol farklı yolun sonu farklı oluyor. Yola çıkan kişi ile yolun sonundaki kişi de farklı oluyor. Bu tezi salt siyasi hareketler veya kişilerle sınırlandırmaktan ziyade dinlere de teşmil etmek mümkün.
Konuyla alakalı örneklendirmeyi soldan yapalım: Rusya Devlet Başkanı Putin daha dün sol/sosyalist bir imparatorluğun önemli bir figürüydü. Bugün totaliter rejim kurmuş bir lider konumundadır. Haydar Aliyev, Azerbaycan Kominist Partisi Merkezi Komitesi Genel Sekreteri ve SSCB Kominst Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu üyeliğinden Azerbaycan’da diktatörlük rejimi inşa etti. Afrika’da, dünyanın farklı coğrafyalarında bunun onlarca örnekleri, yaşanmışlıkları mevcut.
Bugün bunlara bakarak sol/sosyalist eleştirisi yapmak ne kadar doğrudur. Solcular böyle yaptı diye solculuk mahkum edilebilir mi?! Edilemez, edilmesi doğru bir yaklaşım ol(a)maz.
İslamcı olmadığını iddia eden AKP’nin kuruluş aşamasında veya sonrasında yer almış (çoğu bulunduğu yerin rengini aldı) İslamcılardan hareketle de İslamcılığın ve bağlamında Müslümanlığın dövülmesi de doğru/dürüst bir yaklaşım olamaz.
İslamcılar, solcular öyle olabilir; İslamcılık ve sol/sosyalistlik öyle değildir..
Hülasa, İslamcılık iddiası olmayan, İslamcı bir programları olmadığını kuruluşundan bu yana her defasında vurgulamış bir siyasal parti/iktidar üzerinden; İslamcı olarak nitelendirilip İslamcılığın/Müslümanların dövülmesi etik değildir.
Bu anlayış farklı ideolojiler/siyasal ve dini öğretiler/düşünceler için de geçerlidir!.














Çok güzel bir yazı olmuş. Yalnız AKP içinde 2011 yılından sonra Davutoglu ile islamcılar tek başına iktidar oldu. Libareller. Demokratlar ve Sol kökenliler şutlandı.
Davutoğlu: Hilary nin kuklası olarak Suriye de savaş çıkmasına ön ayak olup Suriye’ye namaz kılmaya gidecekken milyonlarca Suriyeli yi ülkeye alıp onlara ücretsiz üniversite şansı veren, gelmiş geçmiş en beceriksiz başbakan Davutoğlu!!!
Çocukken hani bir oyun oynardık: evcilik, yani gerçek bir ev değilde kendi çapımızda evin taklidi, ne gerçek bir ev var ortada ne gerçek bir ev idaresi, ne iş, ne aş sorunu, sadece bir oyun - cilik/cılık eki ile oluşturulan! Sizinki de ona benzemiş, islam değil mesele islamcılık ta, islam gibi olmaya çalışma bir nevi sahtesi, o açıdan bakıldığında aslında akp ve islamcılık yanyana. akp biz nasıl çocukken evcilik oynadıysak, şu an islamcılık oynuyor, islamla alakası olmayan bir yaşantıyı bize islam diye yutturmaya çalışıyor. Ve siz tamda Nursi gibi birini islamcılık adına örnek gösteriyorsunuz ve sanıyorsunuz ki akp nin yaptığını kötülerken nursi ile islamcılığın adını aklıyorsunuz. Yanılıyorsunuz, ne fetönün baz aldığı nurcu ne de bize bu yaşadıklarını yaptıklarını islam dini olarak kakalamaya çalışan akp! Diyorum ki dinimiz ne saıd nursi gibilerine ne de akp gibilerine bırakılmalı! Manen Kurtuluş da dinin siyasete alet edilmeden insanlara öğretilmesinden geçiyor! Uyanmak Şart!
Araştırmacı gazeteci yazar Sinan Meydan Said Nursi nin ne olduğunu yazmıştı: “FETÖ’nün hangi düşüncelerden beslendiği, kimleri kendine rehber edindiği; eskilerin ifadesiyle kimden el aldığı adeta özenle toplumdan gizleniyor. Oysaki FETÖ bataklığını kurutmak için her şeyden önce FETÖ’nün fikir kaynaklarını bilmek ve onları kurutmak gerekir. Lafı hiç uzatmadan söylemeliyim ki, FETÖ bataklığını besleyen ana damar Said-i Nursi’dir. FETÖ, Said-i Nursi’nin risalelerinden beslenmiştir. FETÖ’nün “ışık evlerinde” yıllarca Said-i Nursi’nin “Bunları ben yazmıyorum, bana yazdırılıyor” ve “Arş-ı azamdan indiği muhakkaktır” dediği Nur Risaleleri okutulmuştur. FETÖ müritleri, Kuran’dan çok, Nur Risalelerinden etkilenmiştir. FETÖ’nün kara kutusu Said-i Nursi’dir.” İslamcılık dediğiniz ideoloji bizi emperyalist kuklaları eliyle 15 temmuza getirdi, yetmedi mi? İslamcılık islam dininin emperyalist elinde oyuncak yapılmasıdır! Dinle devlet ayrı yürütülmek zorunda! Siyasette Din kullanılmamalı!