SİYASİ CİNAYET: DİN İSTİSMARI

Zonguldaklı hemşehrimiz Felsefeci merhum Prof.Dr.Ş. Teoman Duralı Öyle Bir Geçerki Zaman kitabında: 'Dini ideolojileştirerek siyasete indirgeyip alet etmek kadar korkunç cinayet düşünemiyorum' der.

Dini ideolojileştirerek siyasete alet edilmesi yeni değil. Kadim insanlık tarihi boyunca olagelmiş bir vakıadır.

Avrupa tarihinde bunun kanlı savaşlara zemin oluşturduğunu biliyoruz. 30 yıl savaşları, endüljans, engizisyon, aforoz ve bir sürü başka uygulamalar ancak halk ayaklanmaları sonucunda reform hareketleri ile durdurulmuştur. Avrupa bugün geldiği durumu reform hareketlerine borçludur.

Avrupa’daki reform süreçleri ve sağladığı yenilikler Türkiye’yi de etkiledi. Kuruluşunda her ne kadar dini sömürüyü önlemeye çalışsa da dini sömürü ve dinin siyasete alet edilmesi sürdü. 

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası parti programının 6. maddesinde “Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır” ifadesine yer verdi. Yaşanan olayların ardından Bu Parti sorumlu tutuldu ve kapatıldı. 1925 yılında dini siyasete alet etme vatana ihanet suçu sayılarak din istismarcılığı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu anlayışa bağlı olarak olağan üstü gelişmeler yaşanmıştır.

Ne Avrupada ne Türkiyede ne de İslam dünyasında din istismarı ve dinin siyasete alet edilmesi son bulmuş değildir.

Cumhuriyet tarihi boyunca gerek devletin din istismarı ve politikacıların dini siyasete alet etmedikleri bir dönem yaşanmamıştır. Bu bağlamda bir siyasi parti diğer partiden, partilerden farklı bir tutum. sergilememiştir. Sağlı sollu partiler kendi politik çıkarları doğrultusunda dini siyasete alet etmekten geri durmamıştır.

Özellikle iktidardaki siyasi partilerin dini alet ettikleri süreçler tarihsel olarak incelendiğinde görülecektir ki; bir şeylerin üstünü örtme, gündem değiştirme gibi amaca matuftur. Bu açıdan din istismarı toplumsal manipülasyon konusunda çok kullanışlıdır.

Günümüz geçmişten çok farklı değildir. Günümüzde bir çok olumsuz konuların üstünü örtmek için din, özellikle muhafazakar iktidar ve  taraftarları tarafından, adeta bir  kurtuluş reçetesi olarak dibine kadar istismar edilmektedir. 

Bunun en son örneği seccade krizidir. Üstüne ayakkabı ile yanlışlıkla basıldığı ve bundan dolayı özür dilendiği halde, din açısından hiçbir kutsiyeti de bulunmayan seccade üzerinde Başta Erdoğan ve şürekası olmak üzere üzerinde adeta tepindiler. Olayı kürsüde seccade hediye etme-alma boyutuna kadar taşıyıp istismar ederek yaygara koparmayı sürdürüyorlar. Seçim gününe kadar da sürdürecekleri aşikardır.

Ekonomiden eğitime, sağlıktan kültüre, yokluk, yoksulluk, yolsuzluğun, adaletsizliğin, hukuksuzluğun had safhaya ulaştığı bir seçim arafesinde seccadeye basılmış olması, iktidara hayat suyu gibi geldi.

Anlaşılan o ki; din istismarı, dinin siyasete alet edilmesi yakın gelecekte son bulmayacaktır. Buradan çıkmamız; toplumsal olarak istismarlar konusunda bilinçlenmemiz ve buna fırsat ve prim vermemekten geçmektedir.