FLAMİNGOLARIN HİKAYESİ
Ben diyeyim flamingo,
Siz diyin allı turna.
O meşhur türküye konu olan allı turna ve flamingo aynı şeyler aslında.
Anne-çocuk köşesinde flamingolar,
Kuşlar,
Turnalar ne anlatıyor demiş olabilirsiniz.
Benim radarıma takılan kısım da tam olarak bu aslında,
Flamingoların anneliği.
Flamingolar siz lütfen tedirgin olmayın,
Zaten nesliniz tehlike altındaymış,
Ben sizi öveceğim,
Eleştiri yok.
Belki denk gelip okuyanınız olmuştur.
Ben bilmeyenler için kısaca anlatmaya çalışayım.
Anne flamingolar yavrularını büyütürken o güzel pembe renklerini kaybediyor ve yavruları büyüdüğünde tekrar eski renklerine kavuşuyorlarmış.
Bu romantik bir hikaye mi yoksa gerçek mi diye araştırdım.
Evet gerçekmiş.
Ben bilimin yalancısıyım yada bilimden yanayım diyelim.
Flamingolara rengini veren şey beslenmelerinde yer alan karotenoit adında bir maddeymiş.
Anneler ilk 2 ay yavrularını beslerken kendi paylarına düşeni de yavruları için kullandığından bu maddeden yoksun kalıyorlar ve renklerini kaybediyorlarmış.
Hayır ağlamıyorum,
Gözüme karotenoit kaçtı.
Hikaye tanıdık öyle değil mi?
Bu emek,
Bu değişim,
Bu yorgunluk,
Bu fedakarlık..
Hepsi yaşandı.
Biz de pek çok değişimden geçiyoruz.
Uykusuz kalıyoruz,
Saçımız dökülüyor,
Görüntümüz değişiyor,
Kendimizi özlüyoruz,
Çevremiz daralıyor,
Daha burada sıralayamayacağım bir çok değişim.
Aynı sebeple.
Yavrularımız rengini bulsun,
Büyüsün diye.
Bizim ise kendimizi bulmamız epey vakit alıyor.
İç yaralarımızın iyileşmesi 6 ay,
Fiziksel iyileşmemiz 12 ay,
Eski hormonal dengenin sağlanması 2 yıl ve kimliğimizin yeniden keşfi 5 yıl sürüyormuş.
Flamingolar yavruları kendileri beslenmeye başlayınca normale dönüyormuş.
Dünyaya gelen büyürken ne renklerden vazgeçiliyor demek ki.
Son olarak flamingolar sözüm size;
Ne olur hemen tükenmeyin,
Hem biz de bir miktar tükendik,
Yalnız değilsiniz :).











