NİHAT KANTARCI CADDESİNDE ÇAY, UĞUR MUMCU CADDESİNDE MATCHA LATTE
Şu anda Çaycuma’nın kalbinin attığı Nihat KANTARCI caddesi ve Uğur MUMCU caddesi var.
Sayın Bülent KANTARCI öncesinde de Uğur MUMCU Caddesi vardı ama oralarda trafik ve bina seyrekti, şimdi ise Bülent KANTARCI Başkanın vizyonu doğrultusunda güzel bir cadde oluştu, bu oluşum sonucunda, Nihat KANTARCI caddesi ile Uğur MUMCU caddesi arasında kuşak farkı da oluştu.
1998 yılında Belediye Zabıtalığı görevim esnasında Nihat KANTARCI caddesini yaz akşamlarında beş yıl boyunca trafiğe kapatıp vatandaşların yürüme güzergahı yapardık.
Köylerden gelenler ile beraber cadde adeta insan seli olurdu.
Çaycuma’nın sosyal nabzı, o zaman çay ocaklarında atardı. Sabahın köründe “Çaycı Abi, demli olsun!” sesleri yükselir, akşamüstü de “Bir çay daha alayım, oğlum” cümleleri duyulurdu.
O masalarda memleketin meselesi çözülür, futbol takımları kurulur, evlilikler konuşulur, siyasetle biterdi. Çay bardaklarının tıkırtısı, kaşık şıngırtısı ve sobanın çıtırtısı ile samimi hava eserdi.
Şimdi Nihat KANTARCI Caddesi yine aynı, ama Bülent KANTARCI farkı ile oluşmuş olan Uğur MUMCU caddesinde çay tıkırtısı yok, David People’de laptop başında çalışan üniversite öğrencileri, matcha latte (yüksek kaliteli matcha tozunun sıcak su ile karıştırılması ve bu karışıma sıcak ya da soğuk sütlü köpük eklenmesiyle hazırlanan bir içecektir) fotoğrafları çeken genç kızlar, X Cafe’de filtre kahve eşliğinde dertleşen gruplar, diğer cafede kahve peşinde koşanlar…
Çay hâlâ var elbette; ama yanında artık oat milk, soğuk demleme, kelimeleri de dolaşıyor.
Eski cezaevi avlusundaki Kafe’de bir yanda nostaljik demli çay içen amcalar, diğer yanda kitap okuyup flat white yudumlayan gençler yan yana oturuyor.
Bu manzara, aslında Çaycuma’nın son 10-15 yılda yaşadığı sessiz dönüşümün en net fotoğrafı.
Yaşıtlarıma sesleniyorum, sakın ha bu cafelere gitmeyin bu amcada kim? niye gelmiş ki, ne içeceksin deseler matcha latte diye dilimiz de dönmez çaydan başka bir şeyde bilmeyiz haydin bakam bizde Nihat KANTARCI Caddesine gidelim bizi ancak orası paklar, ver bir çay hörül hörül içelim.
Nüfusu merkezde otuz bin civarına yaklaşan, toplamda yüz bine yakın bir havzaya hitap eden ilçede genç nüfusun oranı hiç azımsanmayacak kadar yüksek.
Üniversite hazırlık kursları, meslek liseleri, özel dershaneler, Filyos Limanı’nın getirdiği hareketlilik…
Bütün bunlar bir araya gelince, “dışarı çıkıp bir şeyler içme” alışkanlığı da ister istemez değişiyor.
Çay ocağının yerini kafe alıyor; sobanın sıcaklığı yerine klima, demli çay yerine americano, sohbetin konusu bazen hâlâ memleket meseleleri olsa da çoğu zaman sınav stresi, yeni dizi, Instagram hikayesi.
Bu değişim kötü mü?
Hayır.
Kötü olan, eski alışkanlıkların tamamen yok olması olurdu. Oysa Çaycuma’da ilginç bir denge var.
Bir caddede kafe bir caddede çay ocağı tabelası taşıyan, bardakları ince belli olan yerler dimdik ayakta.
Asıl mesele şu, gençlerimize evlatlarımıza sahip çıkmak kötü alışkanlıklardan uzak tutmak örf ve adetlerimizi unutturmamak.
Onlara aynı anda yüzelli liraya içtiğin matcha latte yerine bizim onbeş liraya içtiğimiz çayımız da var, unutmayın deyip izzeti ikramda bulunmalıyız.
Bizim gençlerimiz bu ikisini birden taşıyabilmelidirler.
Sonuçta alışkanlıklar değişir, mekanlar değişir, içilen şey değişir.
Ama önemli olan o masalarda hâlâ insanın insana dokunması, göz göze sohbetin bitmemesi.
Çay da olur, latte de olur.
Yeter ki bardak boş kalmasın, muhabbet soğumasın.











